Aşk Acısı – Aşk ve Fazları

İnsanın var olmasıyla başlar AŞK’ın hikayesi. Hayatı boyunca bir çok kişi gerçek aşkın ne olduğunu belki yaşar, eğer yaşayabilirse anlar ama bir türlü anlatamaz. Sahi nedir AŞK? Plato’nun dediği gibi kayıp olan ruh eşimizi bulma isteği mi yoksa Alman filozof Schopenhauer’un dikkat çektiği gibi soyun devamını sağlayan tabiatın bir aldatmacası mı? Aşk Acısı – Aşk ve Fazları başlığı altında detaylara geçelim.

Yıllarca birçok yazar onu yazdı, birçok ressam onu çizdi ve birçok şarkıcı onu söyledi. Edebiyat ve sanatın AŞK meselesi ile bu kadar yakından ilgilenmesini kıskanan BİLİM de boş durmamış, elinden geldiğince konuya cevaplar bulmaya çalışmıştır.

AŞK konusunda sorulabilecek en basit, en naif ve en samimi soruyu soralım; Raif Efendi’nin Maria Puder’i gördüğünde tüm saf haliyle, kendisine sorduğu o kıymetli soru ile: “Bir insanın, diğer bir insanı hemen hemen hiçbir şey yapmadan bu kadar mesut etmesi nasıl mümkün olabiliyor?”

Aşk ve fazları hakkında çeşitli sınıflandırmalar olsa da, bugün ki konumuzu özetlemek için aşkı iki dönemde inceleyeceğiz. İlk dönem, ilk görüşte aşkı ve tutku dönemini içeren, beyinde fırtınaların koptuğu zaman dilimi. İkinci dönem ise fırtına sonrası daha sakin bir beyinde birbirimize bağlı kaldığımız dönem.

Birinci dönemde; dopamin, norepinefrin, vasopressin gibi çeşitli hormonlar bir araya gelerek muhteşem bir etki oluştururlar. Hani yemek yapmayı sevenlerin favori sosları vardır ya, işte bu hormonlar etkisiyle oluşan şey de beynin en favori sosudur. Tadından yenmez. Konuşacağımız asıl mesele farklı olacağından tek tek anlatımına girmeyeceğiz. Lakin konuyu anlamak için bir tanesini daha yakından inceleyelim.

Dopamin nedir? Ne işe yarar? Şöyle anlatalım: Diyelim ki hoşlandığınız ama heyecan ve korkudan bir türlü konuşamadığınız bir kişi var. Yapabildiğiniz tek şey de, kaçamak bakışlarla çaktırmadan onu olabildiğince izleyebilmek. Bazen öyle bir an olur ki, siz ona çaktırmadan ona baktığınızı sandığınız sırada bir anda dönüp sizin bakışlarınızı yakalar. Öyle bir yakalanmadır ki bu, isteseniz de bakışlarınızı başka bir yere kaçıramazsınız. Yüzünüzün adeta sizi daha da rezil etmek istercesine hafif hafif kızarmaya başladığı o andan bahsediyorum. İşte o sıra diyelim ki bakışlarınızı yakalayan kişinin dudaklarında sıcak, içten bir gülümseme belirdi. Bir kaç metre uzağınızdaki insanın yüzündeki kasların bu hareketinin beyninizde salgılattığı hormonun adıdır dopamin. Bu hormon beynimizde nükleus accumbens dediğimiz ödül merkezine gider ve mutluluk diye tanımlanan o garip hale sokar sizi.

Örnekte görüldüğü üzere, aşkın ilk dönemi vücudunuzda çılgın deneylerin döndüğü, enteresan ve uzun uzun incelenmesi gereken bir dönemdir.

Aşkın ikinci dönemi ise oksitosin fazıdır. Daha durağan olan ama çiftleri birbirine kuvvetli bağlarla bağlayan o dönemden bahsediyorum. Bu faz daha durağan olduğu için ilk fazdaki çılgınlığı unutamayan çiftler aşk ve heyecanlarının öldüğünü düşünür. Oysa ki aşkları ölmemiştir. Sadece dönüşmüştür. İyi ki de dönüşmüştür. Çünkü sonsuza kadar sürekli onu düşündüğünüz, yemeden içmeden kesildiğiniz, sakarlaştığınız ve gözünüzün başka bir şeyi görmediği bir hayatı hiçbir fizyoloji kaldıramaz.

Eğer ilk fazdan ikinci faza geçebilmişseniz siz şanslı bir kişisiniz. Ne mutlu size. Bu yazıda vurgulayacağımız, ilk fazdan ikinci faza geçemeyenler. Yani aşk konusunda başarısız olanlar, reddedilenler ve sevdiklerinden ayrılmak zorunda kalanlar. Nedir bu insanları bu kadar üzen ve onlara bu kadar acı çektiren?

Konuyla ilgili oldukça ilginç çalışmalar bulunmaktadır ve bu çalışmalar iki önemli bulguyu ortaya koymuştur:

  • 1. Aşk acısı fiziksel bir acıdır.
  • 2. Aşksız kalan kişiler, tıpkı madde bağımlılarında olduğu gibi bir yoksunluk hissederler.

Çünkü beyinde uyarılan bölgeler aynıdır. Örneğin, kolunuzda canınızı yakacak şekilde fiziksel bir acı oluşturduğumuzu varsayalım. Bu durumda beyninizde birtakım bölgeler uyarılmaktadır. İlginç bir şekilde, sevgilisinden yakın bir dönemde ayrılan kişilere eski sevgililerinin fotoğrafları gösterildiğinde, beyinde aynı bölgelerin uyarıldığı gözlemlenmiştir. Yani bu kişiler, eski sevgililerinin fotoğraflarına bakarken fiziksel acı hissetmiştir. Benzer şekilde bu kişilerin beyinlerinde, ödül merkezleri ve bağımlılıkta rol oynayan devrelerde de aktivite gözlemlenmiştir. Yani aşık olduğu kişiden ayrılmak zorunda kalanlar, tıpkı madde bağımlılarında olduğu gibi yoksunluk hissetmekteydi.

Özetle aşk acısı dediğimiz şey yoksunluk ve fiziksel acıyı içeren oldukça zor bir süreçtir. Süresi kişiye ve yaşanılanlara göre değişiklik gösterir. Bu dönemde stres ile ilgili birtakım hormonlar da artar ve bu durum sadece beyninizi etkilemez. Bu hormonlar kalbin pompalama yeteneğini azaltır, göğüs ağrısı ve kalp krizi benzeri sendromlara da sebep olabilir. Kalp üzerindeki önemli etkilerinden dolayı literatürde bu duruma “Kırık Kalp Sendromu” denir.

2016 yılında yayınlanan bir çalışma da aşk ve bağlılık hormonu oksitosinin, aynı zamanda ağrı kesici etkisi olduğunu da göstermiştir. Bu sebeple ailenizde veya yakın çevrenizde aşk acısı çeken biri varsa yapacağınız şey çok basit. Ona karşı sabırlı olun, fiziksel acı ve yoksunluk çektiğini asla unutmayın ve ona sıkı sıkı sarılın. Neden sıkı sıkı sarıldığımızı merak ediyorsanız oksitosin ve sarılma konusunu araştırabilirler.

Aşk Acısı – Aşk ve Fazları başlıklı yazımızın sonuna geldik. Bir sonraki yazıya kadar esenle kalın.

2 thoughts on “Aşk Acısı – Aşk ve Fazları

  1. Aşkın tanımı her insana göre farklılık gösterir bana göre aşk insanın kalbinin ritmini normale göre değiştiren bir eş varsa o zaman aşk vardır diye düşünüyorum. Ayrıca kendini aşık zanneden insanların sayısı da fazla daha doğrusu aşkın tanımı net değil bana göre

  2. aşk acısının tarifi olamaz o insanın yaşadığı şeyleri yaşaymaz hiç kimse.ve onu anladığımızı söylememiz çok yanlış olur
    her ne taraf bakarsa sevdiği kişiyi görür ve bu hiç iyi birsey değil.kalbin de ki boşluğu asla dolduramaz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir