Kafaya Takmama Sanatı

Şöyle bir insan profili düşünelim; hiç bir şeyi kafaya takmayan, dünya yansa aldırış etmeyen, deprem olurken çayını elinden bırakmayan. Türkiye şartlarındaki insanımızı düşündüğümüzde bunları yapan kişileri görmek pekte abes gelmiyor bize değil mi? Onlar hakkında ne düşünürsünüz? Belki “umursamaz” belki de “vurdumduymaz” olduklarını düşünüyorsunuz. Belki de olması gereken aslında budur diyorsunuz. Bir de şimdi her şeyi gereğinden fazla kafaya takan, üzerine fazlaca düşünen bir tanıdığınızı düşünmenizi istiyorum. Bu kişiler genelde kendilerini hassas ve çok duyarlı olarak tanımlarlar ama durum tam olarak öyle değildir. Kafaya Takmama Sanatı adlı yazımıza giriş yapalım.

Sürekli her şeyi kafaya takma, üzerine düşünme hali genellikle hayatı zorlaştırır. Hem kendinin hem de çevresinin hayatını zorlaştırır. Peki kendinizi bu anlamda nasıl görüyorsunuz? Bu iki uçtan birinde mi yoksa diğerinde mi? Yoksa ortalarda bir yerlerde misiniz? Belki de etrafınızdaki insanları da düşünerek kendinizi yerleştirebilirsiniz bu çizelgeye. Böylece daha objektif olabilirsiniz. Bu iki uçtan hangisinin daha iyi olduğunu söylemek bana düşmez. Siz zaten iyi biliyorsunuz, hissediyorsunuz o hali ama bu iki uçtan birini yaşamak nasıl hissettiriyor?

bir-seyi-kafaya-takmamak-icin-ne-yapmaliyiz
Bir şeyi kafaya takmamak için ne yapmaliyiz?

Kafaya takma meselesine şimdi farklı bir bakış açısıyla bakalım; Öncelikle neyi kafaya taktığınızı fark edin. Çünkü kafaya takma meselesi aslında o kadar basit ki içine hızlıca çekebiliyor. Sonrasında ise geviş getirir gibi zihin de çeviriyor insan kafaya takılan her bir düşünceyi. İlla olumsuz bir düşünce olmasına da gerek yok bu durumun. İş üzerinden bir örnek vereyim; Yıllardır hayalini kurduğunuz bir firma da işe girdiğinizi düşünün ancak kısa süre de hayattan beklentileriniz değişmiş ve başka bir şeyler yapmak istiyorsunuz. Bunun arzusu ve hayali ile bu düşünceleri kafaya takarak mevcut işinizi ızdıraba çevirebilirsiniz.

Bir başka senaryo da büyük bir hayal ile girdiğiniz işinizi kaybettiğinizi düşünün. İşi kaybetmek elbette ki sizi üzecektir lakin zihninizde kafa patlattığınız her dakika başka bir ızdırap olacak sizin için. “Bundan sonra ne yaparım? Mahvoldum ben!” tarzı düşünceler içinde kaybolabilirsiniz. Bu da yaşama sevincinizin azalmasına sebep olur. Yapacaklarınızı da yapamazsınız bu durumda. Tabi ki yaşam şartlarının farkındayız fakat bu gibi durumlardan güçlü bir şekilde çıkabilmek önemlidir.

Bir şeyin sona gelmesi yenilmek demek değildir. Aksine bu durumdan öğrenebileceğiniz şeyler var. Bunları heybenize doldurun. Sürekli üzerine düşündüğünüz durumlar sizi yolunuzdan alı koyar. Durumu değiştirebiliyorsanız değiştirmeyi deneyin tabi. Olmuyorsa da teslim olun. Yeni bir başlangıç için güç toplamanız gerekiyor demektir bu durum. Tamamen havlu atmaktan bahsetmiyorum.

Şu ana kadar sizi memnun edecek hayatın hep başka bir hayat olduğuna inanırız. Gelecekte olmasını umduğumuz şeyler için durmadan koşuyoruz. Başkalarının bizim için belirlediği hedeflerin peşinde koşmak, başlarda heyecan verici geliyordu. Çünkü rekabet etmek herkese iyi gelir. Lakin aradığının o olmadığını fark ettiğinde, uyaranlar çeşitlendiğinde, daha da kötüsü kendinizi başkaları ile kıyasladıkça tükenmeye başlarsınız. Aslında buradaki önemli ve bilinmesi gereken en önemli nokta rekabet edilecek kişilerin başkaları olmadığıdır.

Eylemsizlik içinde sürekli düşünmek sizi aşağı çeker. Aşağı çektikçe daha çok kafaya takarsınız. Bu döngüyü kırmak için motivasyon gelmesini beklemeyin. Harekete geçin! Beş dakika olsa da yapın. Sonrasında motivasyon gelecek ve yavaşça kafayı takmayı bırakacaksınız.

Kafaya Takmama Sanatı adlı yazımızın sonuna geldik. Sevdiklerinizin de yazımızdan faydalanması için paylaşmayı ihmal etmeyin. Sevgiyle kalın.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir